Trabzon, kendisini yalnızca yaşananlar üzerinden değil, bu yaşananların nasıl anlatıldığı üzerinden tanımlayan bir şehir karakterine sahiptir; sözlü kültürün gücü, yerel aidiyetin yoğunluğu ve sosyal etkileşimin sürekliliği, şehrin kendi hikâyesini sürekli yeniden üretmesine neden olur. Bu nedenle Trabzon’u anlamak, yalnızca fiziksel gerçekliğini ya da istatistiksel verilerini incelemekle değil, aynı zamanda insanların bu şehri nasıl anlattığını ve yorumladığını çözmekle mümkündür. Şehir, kendi hakkında konuşarak, tartışarak ve hikâyeleştirerek varlığını pekiştirir. Sonuç olarak Trabzon, yalnızca bir coğrafya değil, kendi anlatısını sürekli üreten canlı bir toplumsal yapı olarak ortaya çıkar.
Trabzon’un sert rüzgârı, bu şehrin taş evlerine olduğu kadar hafızasına da sinmiştir.
Sen ne düşünüyorsun?